Jada Stevens, kocaman kıvrımları ve balon gibi kabarık kalçasıyla ortama hükmediyordu. Küçük göğüslerinin narinliğiyle tezat oluşturan o deli gibi dolgun poposunu sallarken, adamların gözleri resmen oraya kilitlenmişti. İlk hamle sertti; adam onun amcığını yalayarak karıştırmaya başlayınca Jada nefesini tutup gergin bir şekilde kalçalarını salladı. Yarağı ağzına tıktığında, sessiz bir iniltinin ardından yaramazca sakso çekişe devam etti. Dilini körüklü hareketlerle sararken adamın sert köklesini azar azar yutuyordu.
Kalçasını kaldırıp karşısındaki kaba dayanınca işler daha da kızıştı. Adamın yarak başı amcığının içine girerken Jada kendini tamamen teslim etmişti; sanki her kökleme onu biraz daha çıldırtıyordu. İpli ipli inleyen tenleri birbirine sürtünürken, kaburgalarına kadar hissettiği şehvet dalgaları artıyordu. Arkasına döndü ve iri yarak iki deliğine birden doldu; bir arka kapıdan, öteki ön kapıdan aynı anda diken gibi kesen bu sertliğe uyum sağlamak zorundaydı. Sanki tüm bedenine enjeksiyon yapılmış gibiydi, her hareketi sertleşip büyüyordu.
Jada’nın bembeyaz teninde ter damlaları parladı, kıvrımlı kalçası ritmik ve vahşi biçimde yukarı aşağı zıplıyor, adamlar onun o güzelim amcığını ve deliğini didikliyordu. Derin sesler yükseldi; “Daha hızlı kökle!” diye bağırırken adeta sikiş alanında bir fırtına kopuyordu. Sonunda dayanılmaz bir doruğa ulaştılar; adamların sıvıları Jada’nın yüzüne ve boynuna akarken o gürültülü iniltilerle eridi gitti. Kalçasını son kez hızla kırdığında içeride boşalmanın o yoğun yükü bedenine yayıldı, nefesi kesildiği anlarda bile şehvetten vazgeçmiyordu.
İşte böyleydi Jada Stevens’ın sınır tanımayan köklemesi… O büyük kalça asla tatmin olmuyor, içindeki deliği yakan ama yine de doyurmayan o katil yardan kopamıyordu. Anusundan çıkıp yüzünde patlayan sıcak sıvıya kadar her şey bu vahşi gecenin kanıtıydı. Her tık sesiyle biraz daha çiğleşen, biraz daha açılan o deliğe inatçı seks makinesi gibi dadandı o geceye…
